Dergimizin yayımı "Çevre" kapak konulu 20. sayısı itibari ile sona ermiştir. Bu nedenle dergimizin aboneliği de bitmiştir. Ancak bu güne kadar yayımlanan sayılarımızın ve PDF biçiminde tek makalelerin satışı devam etmektedir.
Sivil Toplum Dergisi, yayın hayatına 2003 yılı Ocak ayında başlamış olan akademik bir dergidir. Dergimizin amacı Türkiye ve dünyadaki sivil toplumla ilişkili birikimi muhataplarına doğrudan ve derli toplu bir şekilde sunmaktır.
Sivil Toplum Dergisi, Türkiye'nin, sivil toplum alanına ve STK'lara yönelik yayımlanan ilk ve tek dergisidir. Üç ayda bir yayımlanan Sivil Toplum Dergisi'nin her sayısında, sivil toplum alanındaki önemli tartışmalara vurgu yapan bir dosya konusu çerçevesinde akademik makaleler, değerlendirme ve tanıtımlar yer almaktadır.
Dergimize gerek sorunları tartışmaya açarak ve gerekse iyi örneklikleri tanıtıp bunların yaygınlaşmasına katkıda bulunarak sivil inisiyatif alanını güçlendirmek arzusuyla yön vermekteyiz. Dergimiz, yayın kadrosu sadece farklılıkları kabul edebilme temelinde bir araya gelmiş olduğundan, her türlü farklılığa açıktır. İlke olarak sivil toplum hakkındaki her türlü bilimsel ve entelektüel düşüncenin sivil inisiyatif bilincinin gelişimine katkısı olacağını varsayıyoruz.
Yayın kalitesini her zaman önde tutan dergimiz, akademik başarısının bir kanıtı olarak, uluslararası alanda önemli akademik veritabanlarından Sociological Abstracts, Sociological Information ve CSA World Wide Political Science Abstract 'a kabul edilmiştir.
ST
6-7 Nisan-Eylül 2004 içinde bulunan makaleler (11)
Yönetim Reformlarının Gerekliliği Bağlamında İyi Yönetişim ve Türkiye'de Uygulanabilirliği - The Good Governance and Applicability in Turkey in the Context of Necessity of Public Reforms
Özeti Görüntüle Türkçe
Bu yazıda Türkiye'de yönetimde reform çabaları ve sorunlara karşı geliştirilen politikaların eleştirilmesi ile varılan noktada, farklı bir yaklaşım ve yapısal olmaktan çok zihnİ bir dönüşüme işaret eden yönetişim kavramı ele alınmaktadır. Yönetimden yönetişime geçişte, uyulması gerekli bir kısım ilkelere ya da iyi yönetişimin olabilmesi için sağlanması gereken temel unsurlara değinilmektedir. Yazının ana düşüncesi ise, Türkiye'nin yönetim sorunları için iyi yönetişim ilkelerinin uygulanabilmesi ve bu bağlamda demokratik yapılanma, ileri derecede katılım, hukuk devletinin kurumsallaştırılması, şeffaflık, cevap ve hesap verebilirlik, yönetişimde paydaşlık, etkililik ve verimlilik, stratejik vizyon gibi iyi yönetişim unsurlarının sağlanmasının elzem olduğu görüşü ileri sürülmektedir.
English
The article deals with the term of governance referring to intellectual transformation rather than the structural one. The efforts of reform and policies developed towards problems were criticised to focus on that transformation. The main issues studied in the paper are principles regarding transformation from administration to governance and tenets of a good governance. The indispensable principles for Turkey's administration which would enable to make governance principles applicable are; democratic structure, advanced participation, sustaining rule of law, transparency, accountability, efficiency and effectiveness, active participants and strategic vision
Cilt / Sayı:
6-7 Nisan-Eylül 2004 - 6-7 April-September 2004
Yazar: Ertuğrul Gündoğan
Dr. Fatih Üniversitesi Kamu Yönetimi
Anahtar Kelimeler: Türkiye, Yönetim, Reform, - Turkey, Executive, Reform
Politik Örgütlerin Sivil Topluma Etkileri: Politik Pazarlamada Makyavelist Eğilimler ile Sivil (Pazar Odaklı) Değerlerin Çatışması - The Affects of Political Organizations To Civil Society: The Conflict Between Machiavellian Tendecies and Civil (Market Orientation) Values in Political Marketing
Özeti Görüntüle Türkçe
Politik partiler bir sivil toplum örgütü olmak durumundadır. Politik örgütler toplumda sivil değerlerin oluşumunda sivil toplumu ön plana çıkaran kuruluşlar olmalıdırlar. Uygulamada politik örgütlerin devlet yönetimini ele geçirmek için devletçi iradeyi sivil topluma tercih ettikleri gözlenmektedir. Bu durum, sivil toplum eliyle sivil değerlerin kutsal devlet anlayışına mahkum edilmesidir. Politik pazarlama çabaları, Makyavelist eğilime açık olmakla birlikte, politik partilerin sivil değerleri öne çıkarmasını sağlayabilen bir araç konumundadır. Bu aracın, bireyin ve sivil toplumun ihtiyaçlarını önceleyen bir anlayışla kullanılması önemlidir.
English
Political parties are to be civil society organizations. In that sense, political organizations are the institutions which should give preference to civil society in constitution of civil values. In practice, however, it was observed that those organizations generally prefer absolute state control to civil society in order to reach and return governing power. This stuation is an open punishment of civil values by civil society for the sake of the holy state. Political marketing efforts are open to machiavellian tendencies. They are as well as a tool for political parties to prioritize civil values. It is important that this tool should be used to give priority to individual and societal needs.
Cilt / Sayı:
6-7 Nisan-Eylül 2004 - 6-7 April-September 2004
Yazar: Ömer Torlak
Doç. Dr. Osmangazi Üniversitesi İşletme Bölümü
Anahtar Kelimeler: Politik Örgütler, Politika, Makyavelist Eğilimler - Political Organization, Political Marketing, Machiavellian Tendecies
John Locke'un Toplum Sözleşmesi Kuramı ve Tarihsel-Siyasal Bağlamı - John Locke's Social Contract Theory
Özeti Görüntüle Türkçe
Toplum Sözleşmesi Kuramları, temelde devletin varlığını haklılaştıran, onun nasıl ortaya çıktığını açıklayan ve bunu yaparken de, devletin kökeninde yönetenlerle yönetilenlerin karşılıklı ''sözleşmeleri'' sonucu, birbirlerini yükümlü kıldıklarını ileri süren, dolayısıyla da devleti ve yöneticileri yönetilenlerin rızasıyla ''sınırlayan'' teorilerdir. Toplum sözleşmesi kuramları yönetenlerle yönetilenlerin karşılıklı sözleşme yaptıklarını varsaydıkları için ''kurgusal'' kuramlardır. Bu kuramlar kendi dönemlerini eleştirerek daha iyi bir dünya özlemini dile getiren ütopyalarla benzerlik taşırlar. John Locke'un toplum sözleşmesi kuramı devleti haklılaştırıp varlığını gerekli görürken ''devletli'' bir toplum modelini öngörür ama bu model devletçi'' değildir. Devlet, ancak yönetilenlerin ''rıza''ları var olduğu ve devam ettiği sürece vardır. Locke'un kuramında olduğu gibi sözleşme kuramları temelde özgürlükçü ve liberal özellik taşımalarına rağmen, sözleşme teorilerinin tümü özgürlükçü değildir. Bunun en tipik örnekleri Hobbes ve Rousseau'nun sözleşme kuramlarıdır.
English
Social contract theories are theories that essentially justify the State and explain how it arose. These theories assert that the ruler and the ruled obliges each other by mutual contract ''limites'' the State and the ruler with consent of the ruled. Social contract theories are on the other hand, ''fictive'' theories because they suppose that the ruler and the ruled mutually contracted and in this respect they resembles utopias in which they express their better world ideas by disapproval of social conditions in their eras. John Locke's social contract theory, in one hand justifies the State, as perceives its existence indispensable. Locke's state theory envisages society with the State but it is by no means a statist model. The state exists but only as long as consent of the ruled exists and goes on. Locke's opus magnum in politics ''Two Treatises On Government'' is very different from his other unpublished work ''Two Tracts On Government'' which akin to Hobbes's views that he had expressesd his absolutist state ideas under the influence of English civil war. Despite defects about rights of women and slaves, ''Two Treaatises On Government'' is defined by many people ''The Bible of modern liberalism'' because it limits the State for individuals. On the other hand, we must not forget that despite contract theories mainly have for free and liberal features, not all contract theories advocate of freedom. Typical samples of these are contract theories of Hobbes and Rousseau. However we may claim that Locke's contract theory is most advocate of freedeom in the classical era.
Cilt / Sayı:
6-7 Nisan-Eylül 2004 - 6-7 April-September 2004
Yazar: Fatih Demirci
Araş. Gör. Gazi Üniversitesi Kamu Yönetimi
Anahtar Kelimeler: John Locke, Toplum Sözleşmesi, Tarih, Siyasi - John Locke, Social Contract, History, Politics
Bir Sosyal Politika Olarak Yoksullukla Mücadelede Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarının Yeri - The Place of Social Aid and Solidarity Foundations in the Fighting Against Poverty as a Social Policy Tool
Özeti Görüntüle Türkçe
Yoksullukla mücadelede sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarının ihdası ve faaliyetleri uygun bir sosyal politika mıdır? Yoksulluk, sosyo-ekonomik, sosyo-kültürel ve sosyo-psikolojik boyutları olan evrensel bir olgudur. Yoksulluk olgusu, göreceli bir kavram olduğundan, yoksulluğun algılanma biçimi de önem kazanmaktadır. Toplumlar yoksulluğun ortadan kaldırılması ile ilgili olarak, yoksulluğu algılama biçimlerine göre birtakım politikalar geliştirmekte ve uygulamaktadırlar. Türkiye Cumhuriyeti Devleti sosyal bir devlet olduğundan yoksullukla mücadele de anayasanın amir hükümlerindendir. Bu bağlamda Türkiye'de yoksullukla mücadele kapsamında son on beş yılda geliştirilen sosyal politikalardan birisi de Türkiye'nin hemen her tarafında örgütlenmiş olan sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarının tesis edilmiş olmasıdır. Bu vakıfların kurucusu bizzat devlet olup gelirleri de devlet bütçesinden ayrılan fonlardan, mahalli idarelerin bütçelerinden aktarılacak paylardan, vakıfların kendi iştirak ve işletmelerinden, kişi ve kurumların bağışlarından, kurban derileri, zekat ve fitrelerden oluşmaktadır. Vakıfların faaliyetleri mülki amirin başkanlığında büyük çoğunluğu devlet memuru olan bir mütevelli heyetinin gözetiminde yürütülmektedir.
English
In this article I shall try to answer the question, that is: Are the function of the govermental social solidarity organizations sufficient for dealing with poverty?, in the following context. Poverty is an universal fact which has socio-economic; socio-cultural and socio-psychological aspects. Since the fact of the poverty is a relative concept, it is very crucial to obtain a clear perception and idea about it. Societies have been making policies in terms of their perception of the poverty, which differs from each other, in order to overcome the negative results of the poverty. Since Turkish Republic is a social state, her state law covers articles about dealing with poverty. In this context, Turkey established so many social solidarity organizations all over the country in the recent fifteen years. All these organizations are state organizations which have been financially supported from the state budget by the governments and administrated by a committee whose head is a high governmental local officer. At the same time, they have been financially supported by the citizens, who donates zakath, fetra, leaders of sacrificed animals and so on, governmental and non-governmental organizations.
Cilt / Sayı:
6-7 Nisan-Eylül 2004 - 6-7 April-September 2004
Yazar: Ali Rıza Abay
Doç. Dr. Sakarya Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü
Anahtar Kelimeler: Yoksulluk, Vakıflar, Sosyal Yardımlaşma, Sosyal Politikalar - Social Policy, Social Aid, Foundation, Destitution
Bilim ve Teknoloji Politikalarının Oluşumunda Devlet, Sanayi ve Üniversite İş Birliğinin Gücü - The Role of Cooperation Among State, Industry and University in the Formation of Science and Technology Policies
Özeti Görüntüle Türkçe
Dünyada ekonomik gelişmeye paralel bir gelişim gösteren devlet-üniversite-sanayi arasındaki iş birliği ülkemizde yeterli düzeye gelememiştir. Bu makalede, bu iş birliğinin iyileştirilmesi için uygulanabilir öneriler üzerinde durulacaktır. Gelişmiş ülkelerin konuya yaklaşımları ile ülkemizin kendi gerçekleri, bu önerilerin ortaya çıkmasına yardımcı olmuştur. Bu ve benzeri önerilerin sistematik bir şekilde uygulanması, bilgi ithali için harcadığımız maliyetlerin düşmesine ve ileri aşamalarda bunu ihraç eder hale gelmemize neden olacaktır.
English
The cooperation which shows parallel trends between a nations economical development and government, university and industry relationships has not been at a desired level in our country. In this paper, some recommendations on the improvement of this cooperation have been discussed. The approach that has been presented abroad and the situation in our country has helped in the development of these recommendations. The systematic application of these and similar recommendations will reduce the costs, and later will make the possible generation of the know-how information.
Cilt / Sayı:
6-7 Nisan-Eylül 2004 - 6-7 April-September 2004
Yazar: M. Hüsnü Dirikolu, Tülin Durukan
Yrd. Doç. Dr Kırıkkale Üniversitesi Mühendislik Fakültesi, Yrd. Doç. Dr. Kırıkkale Üniversitesi İİBF
Anahtar Kelimeler: Bilim, Teknoloji, Devlet, Sanayi, Üniversite - Industry, University, Science, Technology
Bir Sivil Eğitim Kurumu Olarak Cemiyyet-i İlmiyye-i Osmaniyye - Cemiyet-i Ilmiyye-i Osmaniyye as a Civil Educational Institution in Ottoman Empire
Özeti Görüntüle Türkçe
Cemiyyet-i İlmiyye-i Osmaniyye, 1861 yılında Batı bilim ve fenninin yayılması ve yaygınlaştırılması amacıyla kurulmuştur. Sivil bir örgütlenme olmasına rağmen, modern kütüphanesi, her çeşit yerli ve yabancı gazete ve derginin okunabildiği kıraathanesi, halka açık dersleri ve yabancı dil kurslarıyla dönemin model bilim yuvası olmuştur. Cemiyetin yayın organı Mecmua-i Fünun, on dokuzuncu yüzyıl Türkiye'sinde pozitif düşüncenin ilk laboratuvarlarından biri olmuş, Grande Encyclopadie'nın on sekizinci yüzyıl Fransa'sında oynadığı role benzer bir rol oynamıştır. Diğer bir deyişle, Mecmuanın penceresinden sadece, fen, iktisat, coğrafya, jeoloji ve pedagoji gibi bilimlere dair birtakım bilgiler Osmanlıya girmemiş; bütün bunların bir sonucu olan muasır müspet görüş de ülkenin kültür ortamına taşınmıştır. Cemiyyet-i İlmiyye, bir organizasyon modeli olarak benzeri kurumların ortaya çıkmasına zemin hazırlarken, yayını olan Mecmua-i Fünun da birçok yayına ve dergiye ilham kaynağı olmuştur.
English
Cemiyyet-i İlmiyye-i Osmaniye (Ottoman Scientific Association) was established in 1861 with the aim at disseminating western science and technology. It played not only role of civil society, but also served as a significant educational institution with its modern library where every kind of native and foreign journals were found. The Association organized lectures about foreign languages and many different scientific branches ranged from social sciences to the natural sciences. With its rich curriculum it, indeed, became a model scientific center of its time. Mecmua-ı Fünun (Journal of Sciences) as the main official journal of the Association became one of the most important laboratories of the positive thought in Turkey during the course of the nineteenth century and it played a similar role to the French Grande Encyclopédia of the eighteenth century in constituting an intellectual center for the enlightenment thinking. As an organizational model Cemiyyet-i İlmiyye paved the way for the emergence of similar institutions. It played role particularly in the development of the modern university in Ottoman Empire. Similarly its journal encouraged many similar publications. This article analyzes the structure, curriculum and the intellectual role that the Cemiyyet-i İlmiyye played in the Ottoman society.
Cilt / Sayı:
6-7 Nisan-Eylül 2004 - 6-7 April-September 2004
Yazar: Ali Budak
Yrd. Doç. Dr. Yeditepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü
Anahtar Kelimeler: Eğitim - Eduacation
Toplumun Dışsallığına İlişkin Bir Eleştiri - A Critique of the Externality of Society
Özeti Görüntüle Türkçe
Toplumun bütüncül, kısıtlayıcı ve zorlayıcı niteliği sosyolojide uzunca bir süre vurgulanmıştır. Durkheimcı normativizmin kurumsallaşmasından beri, yapısalcılar dilin, toplumsal kodların, örf ve adetlerin sınırlayıcılığına yoğunlaşmışlardır. Elbette toplumun kendini empoze eden karakteri ve nesnelliği siyasi, iktisadi ve hukuki kurumlar yoluyla hayata geçirilmektedir. Fakat sosyal bilimciler, herhangi bir insan gibi, kendini yabancılaştıran bir toplum algısını tekrar edemezler. Toplumun dışsallığına ilişkin katı bir olgusallığın varlığına dair sürekli bir sorgulamada bulunmaları gerekir. Kurumlar, yapılar ve işlevler kendinde şeyler değildirler; dışsal biçimde, insanın benliğine uzaklaştırılmış, kendi kendini düzenleyen evrimsel mekanizmalar gibi de görülemezler. Bu mekanik yaklaşım kaba bir işlevselciliğe uygun alanlar açmaktadır. Bu bağlamda, özellikle kendi ülkemizde, kurumların devamlılığında kendini gösteren özneye ilişkin yorumlayıcı bir düzenlilik; kurumları sarıp sarmalayan ya da nüfuz eden insani savlar genellikle gözden kaçmaktadır, yapılar adeta insansızlaştırılmaktadır ve toplumsal yorumlama hallerine ilişkin bir duyarlılık marjinelleşmektedir. Burada toplumsallık ve tarihsellik arasındaki ilişkiye yoğunlaşarak, toplumun dışsallığına ilişkin bir yaklaşım, hatta bu dışsallığa ilişkin bir metafizik eleştirilmektedir. Yazıda, bu yaklaşımı eleştirmek için kullanılan bazı kuramsal göndermeler -ilk bakışta birbirlerine uzak konumlar gibi görünse de- bahsettiğimiz eleştiri noktasında ortak bir alan açarlar. Bu ortaklık şudur: Toplumun varlığı insani özgünlüğün, tarihselliğin ve toplumsallığın (sociality'nin) üzerinden akan bir aşkınlık formu gibi kuramlaştırılamaz. Amacım, ortaklaştırılabilecek kuramsal tavırlarla bir örgü oluşturarak bu iddiayı ilerletmektir; yapıların varlığını reddetmek değil. Benliğin ve onun sosyal niteliğinin sosyolojisi bile yapıyı göz ardı edemez. Yazının hedefi dışsallık fikri üzerindeki büyülü haleyi düşürmek ve insani etkileşimsel düzenlerin zorlayıcı toplumsal yapıların işlevsel etkilerinden bağımsız bir durum içinde kuramlaştırılabileceklerine dair bir fikir yürütmeyi desteklemektir. En azından bu yüzyılda herhangi bir özgürleşme arzusu bu tür sosyolojik imgelemleri geliştirmelidir.
English
The holistic and constraining character of society has long being emphasized in sociology. Since the institutionalization of Durkheimian normativism, structuralists focused on the limitations of languages, customs and social codes. Of course the self-imposing character and objectivity of society are realized through political, economic and legal institutions. However, social scientists should not repeat the self-alienated understanding of society as the man on the street, and should question the existence of a rigid facticity pertaining to the idea of externality of society. Institutions, structures and the functions are not things in themselves as if they are self-regulating evolutionary mechanisms which are externally distanced to human self. This mechanical approach carves out a space for a crude functionalism. In this context, especially in our country, interpretative frameworks implicated in the maintenance of the institutions; contentions that diffuse or circumscribe them are mostly ignored, and the cognizance of actual occasions of social interpretation is marginalized. From this perspective, here the idea or if you like the metaphysics of externality of society is criticized by focusing on the relation between sociality and historicity with an emphasis on some contributions of unique thinkers like Simmel, Mead, Elias. Some of the theoretical claims referred in the article may seem to have distant or unrelated positions in social theory, but for me they have one important commonality in their approaches: the existence of society cannot be theorised as a form of positive nature or transcendence which flows over the contingency and uniqueness of human specificity, sociality and historicity. My aim here is to advance that claim by juxtaposing a number of seemingly disparate claims, but not to reject the existence of structures, since no orderliness exist in isolation. Even a sociology pertaining to self and its social character cannot conspicuously neglect the structural character of society, but my purpose is to take down sociological and almost metaphysical aura over the idea of externality, and to support an argumentation that human inter-actional orders may exist within a framework independent of the influences/functions of overarching societal structures. At least any desire of emancipation in this new century needs such sociological imaginations.
Cilt / Sayı:
6-7 Nisan-Eylül 2004 - 6-7 April-September 2004
Yazar: Uğur Kömeçoğlu
Yrd. Doç. Dr. İstanbul bilgi Üniversitesi Fen Edeiyan Fakültesi Sosyoloji Bölümü
Anahtar Kelimeler: Toplum, Dışsallık - Society
Joseph A. Schumpeter'in Korporatist Görüşleri Bağlamında Girişimci, Sivil Toplum ve Kapitalizm - Civil Society, Entrepreneur and Capitalism in the Context of Corporatist Ideas of Joseph A. Shumpeter
Özeti Görüntüle Türkçe
Joseph Alois Schumpeter'in eserleri sadece iktisadi düşünce tarihinin önemli şaheserleri olmakla kalmayıp, tarihsel kapitalizm koşulları altında yeni zenginlikler yaratan sui generis insanların, girişimcilerin davranışları bağlamında ekonomik gelişmenin açıklamasını sunmaktadır. Ancak Schumpeter, tarihsel-kurumsal özelliklere sahip bu toplumsal-iktisadi sistemin geleceği bağlamında son derece karamsardır. Artık sürdürülemez olan hedonist faydacılığın ve totaliter sosyalist devletçiliğin alternatifini kurgulamak amacıyla, iktisadi ve toplumsal bir reformdan fazlasını, herşeye gücü yeten devleti engelleyecek bir korporatist örgütlenme modelini ve bu doğrultuda da bir ahlaki reformu önermektedir.
English
Joseph Alois Schumpeter, whose work is not only an important masterpiece of the history of economic thought, but the valuable source explaining that the economic growth is indeed to be found in the behavior of sui generis individuals, namely the entrepreneurs who create new wealth within the constraints of the historical capitalism. Schumpeter was extremely pessimistic about the survival of this historical-institutional socio-economic system. In order to establish an alternative to the impractical hedonistic utilitarianism or totalitarian socialist statism, he declared more than economic or social reform, emphasizing a moral reform and a corporatist reorganization that would avoid the omnipotent state.
Cilt / Sayı:
6-7 Nisan-Eylül 2004 - 6-7 April-September 2004
Yazar: Ertuğrul Kızılkaya
Dr. İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü
Anahtar Kelimeler: Joseph A. Schumpeter, Korporatist Görüş, Kapitalizm - Joseph A. Schumpeter, Corporatist Ideas, Capitalism
Alternatif Küreselleşme Yanlısı Hareketler, Özellikleri ve Sosyal Sermaye - Alternative Globalization Movements: Features and Social Capital
Özeti Görüntüle Türkçe
Bu makalenin amacı son yıllarda aktif bir şekilde gözlemlenen alternatif küreselleşme yanlısı hareketlerin nasıl ve hangi nedenlerle oluştuğunu ortaya koymak, hareket içerisindeki grupların ve hareketin temel işleyiş özelliklerinin kısa bir analizini yaptıktan sonra, hareketin yapısı bağlamında katılım özelliklerini incelemektir. Bu çerçevede sosyal sermaye teorilerinin harekete katılım anlamında geçerliliği incelenecektir
English
As the mobilization of the international nongovernmental organizations (INGO) during the last decade testifies it, for example at the time of the many summits and conferences organized by UN (Rio, Beijing, Copenhagen) or in reaction to the negotiations on international finance and on the trade (Seattle, Washington, Prague...), the civil society can today be made hear on the world scene. During the years 1990, we attended not only to the renewal of the social protests at the international level, but also to the internationalisation and the transnationalisation of networks of organization and collective companies. Today, the NGOs are moreover increasingly suited and decided to take an active part in the great economic debates and seen like one of the social entrepreneurs. The principal objective of this article is to show, around this tendency towards more democratic expression, the weight of the movement "anti-globalisation" at the present time, the interaction between the civil society and to research the problems of the representation around the concept of social capital between different countries and the reasons why certain countries do not exist enough in this movement by their proposals and solutions.
Cilt / Sayı:
6-7 Nisan-Eylül 2004 - 6-7 April-September 2004
Yazar: Gülçin Erdi Lelandais
Paris Ecole des Hautes Etudes en Sciences Sociales (EHESS)
Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, Sosyal Sermaye - Social Capital, Globalization
"Adios President" Venezuala ve Amerikan Hegemonyası - "Adios President" Venezuela and American Hegemony
Özeti Görüntüle Türkçe
Dünyanın beşinci büyük petrol ihraç eden ülkesi Venezuela 1958 yılında imzalanan Punto Fijo anlaşması sayesinde Güney Amerika'nın en istikrarlı demokratik geleneğine sahip olmasına rağmen 1989 yılından beri sürekli artan bir siyasi gerilime sürüklenmiş hatta bir iç savaşın eşiğine gelmiştir. Başkan Hugo Chavez'in ülkedeki büyük çoğunluğu oluşturan fakir kesime rejimi yeniden yapılandıracağı ve fakirlikten kurtulmayı vaatleri neticesinde seçimleri kazanmış ama elit kesimi bir türlü memnun edememiştir. Siyasi ve daha da önemlisi, ekonomik ayrıcalıklarının bir kısmı ellerinden alınan bu kesim tüm imkanlarını seferber ederek ülkeyi kaosa sürüklemektedir. Türk medyasında da zaman zaman yer alan Venezuela ve Chavez haberlerine bir arka plan olarak daha çok Türk okuyucusunu bilgilendirme amacıyla ele alınan bu yazı aynı zamanda sivil toplum örgütlerinin içeriden ve dışarıdan gelebilecek her türlü rejimi tehdit teşebbüslerine karşı birlikte ne kadar güçlü olabileceklerini de göstermektedir.
English
Although she is the fifth petroleum exporter of the world and has a democratic tradition as a result the Punto Fijo Agreement signed in 1958, Venezuela has been living a deep political depression since 1989. President Hugo Chavez promised to reform the regime. He has won the elections by this promise. But the elite groups did not like this. Since these elite groups lose their big economic, political and social priorities, they drag the country in a big chaos. This article aims to inform about these events that sometimes they are taking place in Turkish media. Another aim of this study is to indicate the power of the civil society against the internal and external menaces.
Cilt / Sayı:
6-7 Nisan-Eylül 2004 - 6-7 April-September 2004
Yazar: Ali Murat Yel
Yrd. Doç. Dr. Fatih Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü
Anahtar Kelimeler: Venezuela, Amerika, Hegemonya - Venezuela, America, Hegemony
Dogmatizm ve Ahlaki Gelişim Düzeyi Arasındaki İlişki - The Relationship Between Dogmatism and Moral Reasoning
Özeti Görüntüle Türkçe
Başkalarının görüşlerine ve farklılıklara saygı ve ahlakiliğin iç bir motivasyona dayalı olması önemli insani erdemledir. Esasında bunlar demokratik ve sivil bir yaşam içinde hayati öneme sahip prensiplerdir. Bu çerçevede bu iki prensibin mücessemleşmiş / operasyonize edilmiş yapıları olan demokratik-dogmatik tutum ile ahlaki gelişim değişkenleri arasındaki ilişkinin test edilmesi mevcut çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesinde öğrenim görmekte olan ve rastlantısal örnekleme yolu ile belirlenen 232 öğrenciye (126 erkek, 102 bayan) Kişisel Bilgi Formu, Ahlaki Yargı Testi ile Dogmatizm Ölçeği uygulanmıştır. Cinsiyete göre dogmatizm ve ahlaki yargı arasında fark bulurken algılanan gelir düzeyi ile eğitim görülen bölüm bir farklılık oluşturmamıştır. Yine çalışmanın asıl tezi doğrulanmış, dogmatizm ile ahlaki yargı arasında ters yönlü ve kuvvetli bir ilişki bulunmuştur.
English
Respecting others' opinions and diversities and internally motivated morality seem as basic human virtues. Indeed, in the same time both are crucial for democratic and civil life. Present survey study aims to explore the relationship between democratic-dogmatic attitudes and moral reasoning as operationalised constructs of above principles. The sample consisted of two hundred-thirty two teacher candidates (126 male, 102 female) of Faculty of Atatürk Education, Marmara University. While the levels of moral reasoning competence were measured by Moral Judgment Test (MJT) and the level of dogmatism is determined by Dogmatism Scale. The major findings are as follows: whereas two constructs are significantly related with sex, neither the levels of income nor departments of students produce any difference. At the same time the main hypothesis is valid: There is significant negative correlation between dogmatism and moral reasoning competence.
Cilt / Sayı:
6-7 Nisan-Eylül 2004 - 6-7 April-September 2004
Yazar: Halil Ekşi
Dr. Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü
Anahtar Kelimeler: Dogmatizm, Ahlaki Gelişim - Dogmatism, Moral Reasoning