Dergimizin yayımı "Çevre" kapak konulu 20. sayısı itibari ile sona ermiştir. Bu nedenle dergimizin aboneliği de bitmiştir. Ancak bu güne kadar yayımlanan sayılarımızın ve PDF biçiminde tek makalelerin satışı devam etmektedir.
Sivil Toplum Dergisi, yayın hayatına 2003 yılı Ocak ayında başlamış olan akademik bir dergidir. Dergimizin amacı Türkiye ve dünyadaki sivil toplumla ilişkili birikimi muhataplarına doğrudan ve derli toplu bir şekilde sunmaktır.
Sivil Toplum Dergisi, Türkiye'nin, sivil toplum alanına ve STK'lara yönelik yayımlanan ilk ve tek dergisidir. Üç ayda bir yayımlanan Sivil Toplum Dergisi'nin her sayısında, sivil toplum alanındaki önemli tartışmalara vurgu yapan bir dosya konusu çerçevesinde akademik makaleler, değerlendirme ve tanıtımlar yer almaktadır.
Dergimize gerek sorunları tartışmaya açarak ve gerekse iyi örneklikleri tanıtıp bunların yaygınlaşmasına katkıda bulunarak sivil inisiyatif alanını güçlendirmek arzusuyla yön vermekteyiz. Dergimiz, yayın kadrosu sadece farklılıkları kabul edebilme temelinde bir araya gelmiş olduğundan, her türlü farklılığa açıktır. İlke olarak sivil toplum hakkındaki her türlü bilimsel ve entelektüel düşüncenin sivil inisiyatif bilincinin gelişimine katkısı olacağını varsayıyoruz.
Yayın kalitesini her zaman önde tutan dergimiz, akademik başarısının bir kanıtı olarak, uluslararası alanda önemli akademik veritabanlarından Sociological Abstracts, Sociological Information ve CSA World Wide Political Science Abstract 'a kabul edilmiştir.
ST
13-14 Ocak-Haziran 2006 içinde bulunan makaleler (14)
Hangi İnsan Hakları, Hangi İnsan Onuru? - Which Human Rights or Which Human Honour?
Özeti Görüntüle Türkçe
İnsan hakları öğretisi, geleneksel aristokrasiye karşı varoluş mücadelesi yürüten burjuvazi tarafından özgürlük, eşitlik ve evrensellik iddiasındaki yeni siyasal rejim liberal demokratik sistemin inşasını gerçekleştirebilmek maksadıyla kurgulanmıştır. Sözü edilen bu haklar maalesef büyük ölçüde nüfusun sadece küçük bir kısmına ait olabilmiştir. Sistemin liberal demokrasiden sosyalizme, komüniteryanizme ya da konservativizme dönüşmesi bu durumu değiştirmemiştir. Aslına bakılırsa hukuk sorununa, salt seküler çerçevede kalındığı takdirde, belki de bu sistemlerin ürettiğinden daha farklı çözümlerin üretilmesi imkanı da yoktur. Yunus Emre'nin ''Yaratılanı severim, Yaratan'dan ötürü.'' sözünde makes bulan insan onuru anlayışı ile Hazreti Ali'nin ''İnsanlar iki sınıftır; bir kısmı dinde kardeş, diğer kısmı ise yaratılışta kardeş.'' sözünde tecelli eden kardeşlik anlayışı ve bu eksendeki seküler olmayan ahlak anlayışının determine ettiği bir hukuk anlayışı benimsenmediği takdirde insan hakları; ''ilkede evrensel ve muhtevada rölatif'' olmak üzere ve herkesi kapsayacak şekilde kolay kolay tahakkuk etmeyecektir.
English
''Human Rights'' theory is drafted in order to carry out the construction of ''liberal democratic'' system, a new political system, which supports the freedom, equality and universality defended by the bourgeoisie which are against the ''traditional aristocracy''. These rights, which is unfortunately adopted by just a minor part of the society Turning this system to the socialism, communitarianism or conservatism from the liberal democracy has not changed this fact. In fact, the juristic problem cannot be solved using other ways apart form this system provided that one has to stay in just secular perspectives. Unless that the human honor understanding embedded in ''I like the creatures because of the Creative'' by Yunus Emre and the brotherhood understanding in ''The humans can be divided to two parts; the first are brothers in religion and the others are in creation'' by Ali, a close friend to prophet Muhammad, or any other ''non-secular'' approaches are not be adopted, ''the human rights'' cannot be easily carried out to be comprehensive and in the sense of ''universal as principle and relative as ingredient''.
Cilt / Sayı:
13-14 Ocak-Haziran 2006 - 13-14 January-June 2006
Yazar: Neşet Toku
Doç. Dr. Ankara Üniversitesi Felsefe Bölümü
Anahtar Kelimeler: İnsan Hakları, Onur, Özgürlük - Human Rights, Honour, Freedom
İnsan Hakları Nedir ve Neyin Aracıdır? - Human Rights: What Is It and What Is It For?
Özeti Görüntüle Türkçe
İnsan hakları kavramına ilişkin belirsizlik ya da kavram karışıklığı, bugün insan haklarını korumada karşılaşılan güçlüklerin başında gelmektedir. Öyleyse öncelikle bu açıklığın sağlanması, insan haklarının ne olduğunun belirlenmesi gerekmektedir. Nedir öyleyse insan hakları ya da temel haklar denilen haklar? Bir hakkın temel hak ya da insan hakkı olmasının ölçütü nedir? Öncelikle bu soruların ciddiye alınması, talep ettiklerinin yerine getirilmesi gerekmektedir. Zira bu, yalnızca insan haklarıyla ilgili kuramsal tartışmaların aşılmasının zorunlu bir aşaması olmakla kalmaz, aynı zamanda insan haklarının yaşama geçirilmesiyle ilgili güçlüklerin aşılmasının da ilk adımını oluşturur. Bu yazının ele aldığı ikinci ana soru ise insan haklarının neyin aracı olduğudur. İnsan hakları, tüm diğer insan başarıları gibi, şu ya da bu amacın gerçekleştirilmesinin aracı olarak kullanılmışlardır ve kullanılmaktadırlar. Bu kullanımlara engel olmak da pek mümkün görünmemektedir. Yapılabilecek olan bu düşüncenin kendisinin araçsal kullanımlarından ayrılarak değerlendirilebilmesidir. Başka bir deyişle, değerlendirme yapılırken onun araçsal kullanımlarına değil, insan haklarının dile getirdiklerine, insan olmaya kattıklarına bakılmasıdır. Böyle bakıldığında, bilim, sanat, felsefe ve hukuk gibi, insan hakları düşüncesinin de insanlığın önemli bir başarısı olduğu, insan olmanın daha fazla gerçekleşmesini sağlamaya yönelik bir düşünce olduğu daha açık görülebilir.
English
The ambiguity in the concept of human rights is the most serious difficulty encountered in protecting human rights today. This problem makes it essential that we should first clarify the concept of human rights and define what human rights are. What are human rights or basic rights? What is the criterion of human rights or basic rights? These questions must be taken seriously and answered accordingly. This is necessary not only to overcome theoretical discussions, but also to overcome difficulties faced in application of human rights to everyday life. The second main question taken in this essay is ''what is human rights a means to?'' Human rights, like other human achievements have been used as a means to reach for that or this end. It also seems not possible to prevent human rights from being used as a means. But what we can do is to evaluate the idea of human rights itself separately from its use as a means. In other words, in evaluating the concept, what should be considered is its contribution to human life not its instrumental value. If it is taken so, we see that human rights is an achievement of men, like other human achievements, such as science, arts, philosophy and law, and it is an idea for the realization of a world in which value or honor of a human being may be better protected.
Cilt / Sayı:
13-14 Ocak-Haziran 2006 - 13-14 January-June 2006
Yazar: Harun Tepe
Prof. Dr. Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü
Anahtar Kelimeler: İnsan Hakları - Human Rights
İnsan Hakları Liberalizmin Tekelinde mi? - Is the Human Rights under the Monopoly of Liberalism?
Özeti Görüntüle Türkçe
Liberal demokrasi, bugünün en çok tartışılan, ancak en çok da benimsenen/uygulanan siyasal rejimidir. Doğu blokunun çözülmesi, kapitalizmle ilişkisi, küreselleşme gibi olguların yanında, insan hakları kuramına sahip çıktığını iddia etmesi, liberalizmin hakim yaşam biçimi olmasındaki önemli etkenlerdir. İnsan hakları kuramı gibi liberalizmin de dayanağını oluşturan doğal hukuk öğretisi; eşitlik, özgürlük ve dolayısıyla adalet ve hak gibi kavramların evrensel olduğu, insan iradesinin ürünü olan yasaların üzerinde bulunduğu ve tüm insanlar için geçerli nitelik taşıdığı kabulüne dayanır. Aydınlanma ile birlikte ahlaksal ve rasyonel bir zemine kavuşan doğal hukukun bu son biçimini temel alan liberalizm, adaleti gerçekleştirmek, bir başka deyişle hukuk üretmek işlevini yine devlete bırakmakla birlikte, devlete hukuk devleti olma işlevini yükleyerek insanların yaşamlarını, özgürlüklerini ve mülkiyetlerini tanıma ve korumayı amaçlamıştır. Makalede, liberalizmin eşitliği sadece yasaların önünde hukuksal yönden ayrıma tabi tutulmamak anlamına indirgemesinden ortaya çıkan sorunlar irdelenecek ve liberalizm ile insan hakları arasında kurulmaya çalışılan doğrudan ilişki eleştirel bir biçimde incelenecektir.
English
Liberal democracy is the most discussed and also practiced regime in the world today. Besides the phenomenon of diffusion of East Block, the themes like capitalism and globalization, liberal democracy resists on human rights also its only own problem and nothing else. According to liberal doctrine these are the reasons its being the most acceptable life style in the world. Natural law doctrine which is the basis of liberalism and the concept of human rights says that the concepts like ''equality'', ''freedom'', ''justice'' and ''rights'' are universal and sovereign upon laws which is the product of humans; and also they have the validity for all of people in the world. When it is viewed on historical development of natural law doctrine, it is seen a line following with that order: Stoa in antique period, god in Middle Age and moral and rational since enlightenment period. Liberalism which has the last style of natural law, realizing justice-together with leaving law production function to the state- burden on the state accepting, and saving human lives, freedoms and their properties. In this connection, equality means only being equal before law unfortunately. In these limits of freedom and equality, liberal's rule of law state ignored education, working, environment and etc. rights; and the more it has tried to legitimize inequalities the economic side of its and that results in undesired relation between rights and liberalism.
Cilt / Sayı:
13-14 Ocak-Haziran 2006 - 13-14 January-June 2006
Yazar: Fatih Türe
Muğla Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü
Anahtar Kelimeler: İnsan Hakları, Liberalizm, Demokrasi, Hukuk - Human Rights, Liberalism, Democracy, Law
Liberal İnsan Hakları Siyaseti'nin Toplulukçu Eleştirisi ve Grup İstisnacılığı - Communitarian Critique of Liberal Politics of Human Rights and Group Exceptionalism
Özeti Görüntüle Türkçe
Bu çalışma, liberalizm ve toplulukçuluk arasında insan haklarının evrenselliğini konu alan siyasal ve felsefi uzlaşmazlıkları araştırmaktadır. Toplulukçuluk, inanç ve kültürlerin modern toplumlardaki çeşitliliğini yansıtmayı üstlenmekte ve azınlık gruplarının temsilde adalet ve eşitlik taleplerine evrensel insan haklarından çeşitli istisnalar bahşederek cevap vermektedir. Ne var ki, bizzat grup içinde marjinalleşmiş olanlara yönelik grup içi baskıyı engelleyici önlemleri oluşturamamaktadır. İnsan hakları, kültür, özgürlük, eşitlik, özerklik ve kolonyalizmin aracı olarak-insan hakları hakkındaki liberal ve toplulukçu tezler karşılaştırılarak, içe dönüşçü kültürcü toplulukçu otoriteryanizmin başlıca alternatiflerinin liberalizm, anayasacılık ve insan hakları olduğu sonucuna varılmaktadır.
English
This paper examines the political and philosophical controversies over the universality of human rights between liberalism and communitarianism. Communitarianism aims to mirror the diversity of beliefs and cultures in modern societies, and responds to the minority groups' claims for equality and justice in representation by granting exemptions from the universal human rights. Yet, it fails to bring those measures that would serve to prevent in-group oppression of those marginalized in the group itself. Comparing the liberal and communitarian arguments on human rights, culture, freedom, equality and autonomy, and human rights as a means of colonialism, it is concluded that liberalism, constitutionalism and human rights are the principal alternatives for an inward-looking,-culturalist-communitarian authoritarianism.
Cilt / Sayı:
13-14 Ocak-Haziran 2006 - 13-14 January-June 2006
Yazar: Nazım İrem
Yrd. Doç. Dr. Dokuz Eylül Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü
Anahtar Kelimeler: İnsan Hakları, Liberalizm, Siyaset, Topluluk - Human Rights, Liberalism, Policy,
Kültürel Görecelik ve İnsan Hakları - Cultural Relativism and Human Rights
Özeti Görüntüle Türkçe
Bu yazıda, insan halklarının üzerine inşa edildiği düşüncenin belli bir kültürel bağlama dayandığını, dolayısıyla diğer kültürler için ilgisiz olduğu iddiasını eleştirel bir değerlendirmeye tabi tutacağız. Farklı kültürler farklı değer ve pratiklere sahiptir kuşkusuz. İnsan haklarının belli bir tarihselliği ve kültürel bağlamının olduğu iddiası da kuşku götürmezdir. Ancak bu, insan haklarının diğer kültürler için ilgisiz olduğu anlamına gelmez. Bu görüşümüzü, insan hakları düşüncesine içkin olan değerlerin kültürel çeşitliliği bütünüyle reddetmediği iddiasına dayandırıp; bu hakların insandaki bazı temel ortak özelliklerin korunması ve geliştirilmesi adına, her kültürde bulunan istenmeyen bazı değer ve pratiklerin, ve bunların büyük ölçüde yansımaları olan bazı siyasal pratiklerin eleştirilmesini sağlayan ahlaksal bir zemini bizlere sağladığını göstermeye çalışacağız.
English
In this paper, we shall discuss the validity of the argument that the thought upon which human rights is established has a cultural context, and thus they are irrelevant to other cultures. No doubt, different cultures represent different cultural values and practices, as well as human rights have a certain cultural and historical context. But this does not mean that human rights are irrelevant to other cultures. Rather, the values that underline human rights are consistent with cultural diversity, since they are about protecting and developing some common features shared by all humans. In this sense, these rights provide us with a view through which we can criticise some cultural values and practices, and some political practices conflicting with those common features.
Cilt / Sayı:
13-14 Ocak-Haziran 2006 - 13-14 January-June 2006
Yazar: Erol Kuyurtar
Yrd. Doç. Dr. Muğla Üniversitesi Felsefe Bölümü
Anahtar Kelimeler: Kültür, İnsan Hakları - Culture, Human Rights
Modern Bir Olgu Olarak İnsan Haklarının Küreselliği ve Kültürelliği - Human Rights as a Modern Phenomenon: Global or Cultural
Özeti Görüntüle Türkçe
Bu çalışmada, batı dünyasında yakın geçmişte ortaya çıkan insan hakları anlayışının evrensellik imkanı sorgulanmaktadır. Batılı modern insan hakları anlayışı 1948 BM Bildirgesi'yle küresel nitelik kazanmış ve evrensellik iddiası tüm dünyada büyük ölçüde kabul görmüştür. Bu durumun olgusal ve ideolojik nedenleri vardır. Olgusal neden, insan haklarının üzerinde temellendiği modern ahlakın modernleşme olgusuyla birlikte ve değişen modern yaşam koşullarına bağlı olarak yayılmasıdır. İdeolojik neden, çeşitli alanlarda önemli gelişmeler kaydetmiş modernliğin batı düşüncesi ve kültürünün ürünü olduğuna, batı dışı toplumların gelişebilmesi için batılılaşmaları ve batının ahlaki değerlerini almaları gerektiğine inanılmış olmasıdır. Şimdilerde evrensellik ilkesini zayıflatacak biçimde, ahlakın kültürel olduğuna, kültürün de bireyin içinde anlam kazandığı vazgeçilemez zenginlik olduğuna inanılmaktadır. Bu değişim, belli kültürler ve zaman üzerinde temellenmiş ahlaki değerlerin konjonktürel olduğunu gösterir. Konjonktürel olan evrensel olamaz.
English
In this study, it is discussed that the possibility of universal human rights view which has been emerged in near history in western world. The western-modern human rights view gained a global characteristic with UN Decleration in 1948 and the claim of universality has been accepted the in the world widely. This situation has factual and ideologic reasons. The factual reason is the propagation of the modern morality which is the bases of human rights with the modernization process depending on modern life conditions. The ideologic reason is the belief that the modernity which has important developments in many areas is a product of western thought and culture and non-western societies should be westernized and take western ethical values in order to be improved. Nowadays, it is believed that the morality is cultural and that culture is an indispensable richness in which individuals get their meaning. This change shows that moral values which are based on certain cultures and time periods are cyclical. So, they can not be universal.
Cilt / Sayı:
13-14 Ocak-Haziran 2006 - 13-14 January-June 2006
Yazar: Cevat Özyurt
Yrd. Doç. Dr. Balıkesir Üniversitesi Necatiey Eğitim Fakültesi
Anahtar Kelimeler: İnsan Hakları, Modernizm, Küresellik, Kültür - Human Rights, Modenism, Global, Culture
İnsan Haklarında, Uluslararasılıktan Ulusalüstülüğe Geçiş Süreci ve Türkiye'de Durum - The Transition Process from International to Transnational in Human Situation in Turkey
Özeti Görüntüle Türkçe
İnsan hakları yazılı hukuku alanında uluslararasılaşma, 1919'da UÇÖ'nün kurulmasıyla ikinci kuşak haklardan başlamış ve 1945'te BM'nin kurulmasını ve İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin kabul edilmesini izleyen dönemde genelleşerek sürmüştür. Yazılı hukukun son yarım yüzyılı aşan evrim sürecinde, onay koşuluna bağlı ve doğrudan etkiden yoksun uluslararasılaşmasından, onay koşulsuz ve doğrudan etkili ulusalüstülüğüne geçiş yolunda -kimi örnekleri anlatılan- önemli adımlar atılmıştır. Makalede, insan hakları alanında çoğu kez eş anlamlı olarak kullanılan ''uluslararasılık'' ve ''ulusalüstülük'' kavramları, Avrupa Birliği hukuk düzeninin, Avrupa Toplulukları Adalet Divanının kararlarıyla belirlenen ve ''üye devletlerin Birlik yararına egemen haklarını sınırlandırmasını'' içeren özellikleri temelinde açıklanmaktadır. Ardından da, insan hakları uluslararası sözleşmeleri ile yasalar arasındaki çatışma sorununu çözmek amacıyla, Anayasa'nın 90. maddesinin son fıkrasına eklenen kural, Türkiye'de uluslararasılıktan ulusalüstülüğe geçiş bağlamında yorumlanmaktadır.
English
The process of internationalization of positive laws about human rights has been started after second generation rights with the foundation of the International Labor Organization (ILO) in 1919. It is continued with the foundation of the United Nations in 1945 and its adopting and proclaiming of the Universal Declaration of Human Rights. In the evolution process of positive law, which was in progress more than a half century, many important developments are realized from the ''internationalization'' which depends on the ratification condition and lacks any direct effect to the ''supranationalization'' which does not depend on the ratification condition and produces direct effect. In the article, the concept of internationalization and supranationalization which are mostly used interchangeably on human rights area are explained on the limitation of the sovereign rights of the member states for the benefit of the Union in the Judgments of the Court. After this, the last standard of the 90th article of the constitution in the process of the transition from internationalism to supranationalism will be interpreted.
Cilt / Sayı:
13-14 Ocak-Haziran 2006 - 13-14 January-June 2006
Yazar: Mesut Gülmez
Prof. Dr. TODAİE Türkiye Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü
Anahtar Kelimeler: Avrupa, İnsan Hakları - Human Rights, Europe
Uluslararası İlişkiler ve İnsan Hakları: Kazançlar ve Kayıplar - International Relations and Human Rights: Gains and Losses
Özeti Görüntüle Türkçe
İnsan hakları, hem söylem hem de bir proje olarak, geçen yüzyılın ikinci yarısından itibaren uluslararası ilişkilerde hızla önem kazanan bir unsur haline gelmiştir. Yirminci yüzyıl, imzalanan pek çok insan hakları sözleşmesi ve bu hakları hayata geçirmek için ihdas edilen uluslararası örgüt nedeniyle, bir bakıma insan haklarının altın dönemi sayılabilir. Ne var ki, yirminci yüzyıl aynı zamanda, en acımasız soykırımların ve en sofistike işkence yöntemlerinin kurbanlar üzerinde uygulandığı bir utanç yüzyılıdır. İçinde yaşadığımız uluslararası düzenin batı eksenli güç dengelerine yaslanması bir tarafa, insan haklarının dayandığı temel varsayım ve hedeflerin bugün bile batılı hayat tarzını ve insan ve toplum tasavvurunu yansıtması nedeniyle, devletlerce imzalanan bunca belgeye, yazılan bunca makale ve kitaba, oluşturulan bunca kurum ve mekanizmaya rağmen, insan hakları dünyanın pek çok coğrafyasında etkin bir şekilde hayata geçirilememiştir. İnsan hakları söylemine sahip çıkan batılı güç odakları ve onların denetimindeki Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi gibi organlar, bu hususta soğuk savaş sonrasında daha kesif hale gelen ahlaki zaaflar sergilemişlerdir. Bu makale şu soru etrafında bir analiz yapmaktadır: İnsan hakları söylemini tekelinde tutan güçler, bu konuyu, iyi niyetli bir çabayla başka devletlerin dış politikalarında öncelikli bir konu haline mi getirmek istemektedirler, yoksa insan hakları meselesini aslında kendi ulusal çıkarlarını gözetmek için bir vasıta olarak mı kullanmaktadırlar?
English
The 20th century may be somewhat considered as the 'golden age' of human rights by virtue of a myriad of human rights conventions and international organizations to implement them. Alas, it was also a time when the most ruthless genocides were committed and sophisticated torture techniques practiced over victims, thus turning the same epoch into the 'century of shame'. Both as a 'discourse' and as a 'project', human rights gained ascendancy in the network of international relations especially after the second half of the last century. Leaving aside the fact that the existing international order largely rests on a Western-imposed balance of power, since, even today the main presuppositions and goals of human rights derive from a Western perception of the modern life and Western conceptions of the human being and society, human rights have not been properly and effectively applied in many parts of the world in spite of the adoption of countless documents, the publication of scores of books and articles, and the setting up of numerous organizations and mechanisms. Western centres of power which have apparently monopolized the discourse on human rights and controlled international organs such as the United Nations Security Council, have displayed two moral weaknesses which have gotten worse since the end of the Cold War: first, they have tended to watch in cold blood when pro-Western governments in Asia and Africa massacred their people or tortured them and, when, be it in Europe or outside Europe, genocides or collective massacres were committed against Muslim communities; second, they have failed to stand for the rights of religious people (especially Muslims) in different corners of the world in the latter's struggle to enjoy their rights and freedoms. One is bound, therefore, to ask this: Are the powers that have apparently monopolized the discourse on human rights genuinely striving to elevate the place assigned to human rights in the foreign policy agenda of other states, or are they in fact exploiting the issue of human rights to advance their own national interests?
Cilt / Sayı:
13-14 Ocak-Haziran 2006 - 13-14 January-June 2006
Yazar: Berdal Aral
Yrd. Doç. Dr. Fatih Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü
Anahtar Kelimeler: Uluslararası İlişkiler, İnsan Hakları, Devlet - International Relations, Human Rights, State
Renkli Devrim Ülkelerinde İnsan Hakları Söylemi - Human Rights Discourse in the Countries those Colorful Revolutions Occured
Özeti Görüntüle Türkçe
Renkli devrim ülkelerinde insan hakları söyleminin hangi zemine dayandığını ve bu söylemin ne ölçüde eyleme/pratiğe yansımış olduğunu analiz eden bu yazı Sırbistan, Gürcistan ve Ukrayna örnek olaylarından yola çıkarak renkli devrimlerin nasıl bir insan hakları söylemi oluşturduğunu anlamaya çalışmaktadır. Bu analizin sonucunda ilgili ülkelerdeki insan hakları söyleminin, halkın gerçek taleplerini karşılamaktan uzak ve samimiyetsiz olduğu yargısına ulaşılmıştır. Bu yargının dayandığı iki temel unsurun ilki, renkli devrim ülkelerindeki insan hakları söylemini oluşturan iç aktörlerin yerel ve köklü olmaması, diğeri ise dış aktörlerin demokratikleşmeyi büyük güçlerin küresel siyaset amaçlarının önündeki koruyucu bir perde olarak konumlandırmasıdır.
English
This article analyzes the bases and the practical consequences of human rights discourses in the colorful revolutions countries. Serbia, Georgia and Ukraine, as examples, are analyzed through this study to understand how colorful revolutions created human rights discourses. As the most remarkable consequence of the analysis, human rights discourses in those countries seem insincere and far away from satisfying the real demands of peoples. For this consequence, there are two elements one of which is the alienation and rootlessness problems of the internal actors who determine human rights discourses in the colorful revolutions countries with the international actors. The other element concerned is that the external actors use the democratization processes as a masking curtain of the global aims of the great powers
Cilt / Sayı:
13-14 Ocak-Haziran 2006 - 13-14 January-June 2006
Yazar: Hakan Çopur
Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Yüksek Lisans Öğrencisi
Anahtar Kelimeler: İnsan Hakları, Demokrasi, - Human Rights, Democracy
İnsan Hakları ve Medya - Human Rights and Media
Özeti Görüntüle Türkçe
İnsan haklarıyla ilgili konular demokrasinin kurumsallaştırılması ve pekiştirilmesinde anahtar öneme sahiptir. Temsili demokrasi düşüncesine göre medya, insan hakları ilkelerinin uygulanmasının garantiye alınmasında önemli bir rol oynar. İki argümanın kesiştiği noktada demokratik toplumun yerleştirilebilmesi için insan hakları ihlallerinin medya pratikleri aracılığıyla kamusal alana taşınması ve peşinin bırakılmaması vurgusu vardır. Bu önemi nedeniyle medya dördüncü kuvvet olarak isimlendirilir. Medyayı dördüncü kuvvet olarak tanımlamanın, onu siyasal iktidarla ilişkilendirmeye ve siyasal iktidarın bir alt dalı olarak görmeye gönderme yaptığını düşünüyorum. Demokratikleşme ve insan hakları odaklı literatür giderek genişlemekle birlikte, medyanın da bu odağa dahil edilmesi gerekmektedir. Bu çalışma, belirtilen argümanlar dolayımında medyanın insan hakları ihlallerine ve sorunlarına yönelik tavrını, bu tavrın sonuçlarını incelemeyi amaçlamaktadır.
English
Human rights issues are often key dimensions in institutionalization and consolidation of democracy. According to representative democracy idea, media plays a crucial role in ensuring the implementation of human rights principles. At the intersection point of these arguments, there is an emphasis; support and dog of human rights abuses by way of media inward public sphere for establishing a democratic society. Due to the importance of the media, it is called as ''forth power''. I argue that the definition of media as a ''fourth power'' refers to establish relationship between media and political power, and to seek media as a sub-branch of political power. The literature, focus on democratization and human rights, has broaden. Mass media are often not placed in broader in this literature. This study aims to examine the manner of media and its outcomes about human rights issues and abuses by means of indicated arguments.
Cilt / Sayı:
13-14 Ocak-Haziran 2006 - 13-14 January-June 2006
Yazar: Gülgün Erdoğan Tosun
Doç. Dr. Ege Üniversitesi Gazetecilik Bölümü
Anahtar Kelimeler: İnsan Hakları, Medya - Human Rights, Media
Koalisyon İnşası ve Bir Küresel Siyaset Aktörü Olarak Uluslararası Ceza Mahkemesi İçin Sivil Toplum Örgütleri Koalisyonu Örneği - Coalition Building and the NGO Coalition for the International Criminal Court as an Actor of Global Politics
Özeti Görüntüle Türkçe
İnsan hakları ve çevre gibi alanlarda özellikle 1940'lı yıllardan itibaren etkili olan sivil toplum örgütleri birçok açıdan başarılı olsalar da sürekli nitelikli bir uluslararası ceza mahkemesinin kurulması sürecine uzunca bir süre önemli bir katkı sağlayamamışlardır. 1990'lı yıllara kadar bu konuya neredeyse tamamen ilgisiz kalan küresel sivil toplum, bu dönemde birçok alanda denenen ve başarı ile sonuçlanan koalisyon inşası yöntemini kullanarak etkili olmaya başlamıştır. 1995'te kurulan UCM için STK Koalisyonu, yüzlerce yıldır dünya gündeminde olmasına rağmen uygulamaya konulamayan sürekli nitelikli uluslararası ceza mahkemesi fikrinin somutlaşmasını sağlamıştır. Yüzyıllar boyunca ihmal edilen bu konu, ancak küresel sivil toplum örgütlü bir şekilde sürece dahil olduktan sonra etkili ve somut bir çözüme kavuşmuştur. Bu çalışma, Mahkemenin kurulmasında belirleyici bir rol oynayan Koalisyonu küresel bir aktör olarak incelemektedir. Küresel yönetime sivil toplumun etkin bir şekilde dahil olmasının en son ve en somut örneklerinden olan söz konusu Koalisyonun özellikleri ve Mahkemenin kurulması sürecindeki katkıları çalışmanın temel konularıdır.
English
Having been effective in such fields as human rights and the environment since 1940s in particular, the non-governmental organizations (NGOs), despite their significant successes in many issues, have not been able to substantially contribute to the inquiry for a permanent international criminal court. Global civil society, which has been reluctant towards this issue until 1990s, started to become effective, using the method of coalition building that has extensively been used and proven to be successful in many issues in those years. The NGO Coalition for an International Criminal Court (NGO Coalition for an ICC), established in 1995, ensured the materialization of the idea of a permanent international criminal court that has been on the agenda of world politics. This issue, which has long been ignored, was solved only after the global civil society has engaged in the process. This study examines the Coalition as a global actor. It covers such main themes as the features of the Coalition and its contributions to the process in which the Court was established.
Cilt / Sayı:
13-14 Ocak-Haziran 2006 - 13-14 January-June 2006
Yazar: Cenap Çakmak
Rutgers Üniversitesi, Küresel Sorunlar Bölümü
Anahtar Kelimeler: Sivil Toplum Örgütleri, Ceza Mahkemesi, Siyaset, Koalisyon - Criminal Court, NGO, Policy, Coalition
Küreselleşme ve Postmodernleşme Sürecinde Vatandaşlığı Yeniden Düşünmek - Rethinking Citizenship in the Process of Globalization and Post-modernization
Özeti Görüntüle Türkçe
Bu çalışmada, küreselleşme ve postmodernleşme süreçlerinin vatandaşlık olgusunu nasıl etkiledikleri incelenmektedir. Sözü edilen süreçlerin ulusal vatandaşlığın haklarına karşılık gelen kurumsal tecessümleri ve aidiyetin temel referansı niteliğindeki kimliği aşındırdırdıkları anlatılırken, bunun vatandaşlığın değil, tam aksine ulusal vatandaşlığın krizi şeklinde değerlendirilmesi gerektiği tartışılmaktadır. Çünkü sözünü ettiğimiz bu süreçler ulus devletin vatandaşlığa karşılık gelen kurumsal tecessümlerine meydan okurken, aynı zamanda vatandaşlığın yeniden tanımlanması için fırsatlar oluşturmaktadır.
English
In this article, the effects of post modernization and globalization on the citizenship concept is being analyzed. Although these two mega processes undermine the institutional settings corresponding to citizenship rights and jeopardize the identity which is the basic reference point for belonging they, at the same time, bring some facilities for citizenship to survive. Because citizenship has been under crisis in the context of nation state.
Cilt / Sayı:
13-14 Ocak-Haziran 2006 - 13-14 January-June 2006
Yazar: Ensar Nişancı
Yrd. Doç. Dr. Haliç Üniversitesi İşletme Bölümü
Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, Postmodernleşme, Vatandaşlık - Globalization, Post-modernization, Citizenship
Yoksulluk Kültürü ve Türkiye'de Yoksulluk Sorunu - The Culture of Poverty and the Questions of Poverty in Turkey
Özeti Görüntüle Türkçe
Dünyada hızla artan refah ve bolluğa rağmen yer kürenin önemli bir kısmı, yoksulluk olarak ifade edilen bir sorunla derin bir biçimde karşı karşıya bulunmaktadır. Yoksulluğun yok edilmesine ilişkin yürütülen çabalara ve bu anlamda yapılan akademik çalışmalara rağmen sorun, henüz bütün boyutlarıyla incelenmiş değildir. Bu sorun, uzun bir dönem daha dünya gündeminde önemli bir yer tutacak gibi görünmektedir. Bu yazıda yoksulluk olgusuna ilişkin geliştirilen bakış açılarından yoksulluk kültürü yaklaşımı ele alınarak yoksulluk sorununun Türkiye'deki belli başlı görünümleri üzerinde durulacaktır. Bugünlerde yaşanan gelişmeler yoksulluğun dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye'de de ana sorunların başında yer aldığını göstermektedir. Birçok ülke gibi Türkiye için de mutlak yoksulluk geçmişle kıyaslandığında belli düzeyde aşılmışsa da bu, yoksulluk sorununun Türkiye gündeminin dışına taştığı anlamına gelmemektedir. Sorun, başka bir biçimde varlığını sürdürerek toplumsal bir yara olarak hala geniş toplum kesimlerini etkisi altına almaya devam etmektedir. Bu makalede Türkiye'deki yoksulluğun kaynakları belirlenerek söz konusu soruna yönelik üretilen çözüm stratejileri hakkında değerlendirmelerde bulunulacaktır.
English
In spite of relatively growing welfare in Western countries, an important part of the world population does still face the problem of poverty. Poverty became a subject to policy-making and a problematic in the academic studies. However all the dimensions of the problem is not yet analyzed wholly. It seems that the poverty will maintain its place in the agenda of academic literature and policy-making. The article scrutinizes, through the recent arguments concerning the question of poverty, the concept of culture of poverty in the context of Turkey. The recent developments pinpoint that one of the main problems is poverty in Turkey as well in other countries all over the world. Although the problem is overcome to some extent, that is not meant to outside of the current agenda. The poverty still sustains itself as a social wound in the everyday lives of a considerable part of general population. In the article, the origins (sources) of poverty will be examined and certain strategies toward the solution of the problem will be offered.
Cilt / Sayı:
13-14 Ocak-Haziran 2006 - 13-14 January-June 2006
Yazar: Mahmut Bilen, Mahmut Kemal Şan
Yrd. Doç. Dr. Sakarya Üniversitesi İktisat Bölümü, Yrd. Doç. Dr. Sakarya Üniversitesi Sosyoloji Bölümü
Anahtar Kelimeler: Yoksuluk, Kültür, Türkiye - Turkey, Culture, Poverty
Tüketim Toplumunda Yoksulluk Algısı - Poverty Perception in Consumption Society
Özeti Görüntüle Türkçe
Küreselleşen dünyada birçok kavramın anlamı yerinden olurken yeni kavramlar ve anlama biçimleri türe(til)di. Kapitalist sistemin ortaya çıkardığı koşullar, yoksulluk kavramına ilişkin algılayışta ve kavramın içeriğinde de köklü dönüşümlere yol açtı. Günümüzde yoksulluk, sadece hane halkına düşen gelir düzeyi ya da yaşam seviyesinin minimal koşullarına işaret etmek yerine, farklı bir anlamsal düzleme kaydı. Yoksulluk olgusu, artık tüketim kültürünün aktörü olan bireyin, kendisi için erişilmez kabul ettiği mal ve hizmetleri hayatına dahil etme arzusunun tahakkümü altında belirmeye başladı. Böylesi tahakkümlerin belirlediği dünyada reel bir yoksullukla başa çıkmanın formüllerini üretmek ve çözümlerine ulaşmak belki de insanoğlu için daha kolaydı. Ancak arzularla kışkırtılan ve yönlendirilen modern birey, kendisi için mutlak yoksulluğun ötesinde yeni bir yoksulluk algısıyla kuşatılmıştır. Tüketim toplumunda yaşanan bolluk ve çeşitlilik bireyde özgürce seçme ve tüketme yanılsamasını doğurduğu gibi, kendi yaşamındaki yoksunluğa ilişkin algı tahrif olmuş, yerini bambaşka anlamlara bırakmıştır.
English
While many concepts are getting out of their places in globalizing world, new concepts and ways of understanding (were) made up. The conditions appeared by capitalist system caused radical changes in perception related to the concept of poverty and content of the concept. Today, poverty slipped to the different semantic level instead of pointing to the income level for the householders or minimal conditions of life level. The phenomenon of poverty has started to appear under the controlling of desire of getting property and services which the individual who is the actor of consumption accepted them as unreachable into their lives. In the world of these kinds of controls, developing formulas of coping with poverty and reaching the results might be easier for human beings. Nevertheless, modern individual who is provocated and directed by desires is surrounded with a new perception of poverty beyond the absolute poverty for himself. While the abundance and variety in consumption society have been causing to raise an illusion of choosing and consuming freely for the individual, the perception related to the poverty in his life was destroyed and left its place to different meanings.
Cilt / Sayı:
13-14 Ocak-Haziran 2006 - 13-14 January-June 2006
Yazar: Selda İçin Akçalı
Yrd. Doç. Dr. Ege Üniversitesi Gazetecilik Bölümü
Anahtar Kelimeler: Tüketim, Yoksulluk, Küreselleşme - Poverty, Consumption, Globalizition